Marcel Proust… Eminim ki birçoğumuz için okuması büyük bir edebi zevk veren, kelimelerinde kaybolduğumuz bir yazar. Günümüzde de hala çok okunan, sevilen ve merak edilen bu yazarın daha önce günlük ritüelini, hayatını ve sinirbilimle olan ilişkisini hiç merak etmiş miydiniz? Gelin, Proust’u adım adım keşfe çıkalım.

Yaşamı ve Günlük Ritüeli

İllüstrasyon: Michele Rosenthal

Paris’in güney yakasında yaşama gözlerini açan Proust, dünyaya yazdıkları ile iz bırakan değerli kişilerden birisi. Proust denince akla ilk gelen şeylerden birisi tabii ki zaman ve bellek hakkındaki muazzam romanı: Kayıp Zamanın İzinde. Öyle ki, Proust neredeyse büyün hayatını yedi cilt halinde yazılan bu kitaba adadı. Hatta hayatının son 17…


“Vahşi yaşam” dendiğinde aklınıza ilk ne geliyor? Bir kurt, belki sevimli bir tilki ya da yılan… Eğer sizin de aklınıza ilk başta bitkiler değil de hayvanlar geldiyse, yalnız değilsiniz. 2016 yılında yapılan bir çalışma, katılımcılarının vahşi yaşam dendiğinde ilk başta akıllarına hayvanların geldiğin ve hayvan resimlerini bitki resimlerinden daha iyi hatırladıklarını ve akıllarına getirdiklerini göstermiş. Peki daha önce “bitki körlüğü” adlı terimi hiç duymuş muydunuz? Gelin, bu yazıda bitki körlüğünden ve doğa eksikliği bozukluğundan bahsedelim!

Görsel: Informavore Effect

Çevremizdeki dünya hakkında çok fazla bilgi sahibi olduğumuzu ya da çok dikkatli olduğumuzu düşünüyor musunuz? Son zamanlarda benim de kafamda sıklıkla dönen bu konular, bitki…


Kendimi bildim bileli kitapların büyüsüne kapılmayı, saatlerce bir koltuk köşesine tüneyip o ortamdan kendimi soyutlayarak kafamda yarattığım dünyanın bana verdiği o eşsiz hisse bayılırım. Bazen maceralardan maceraya koşmayı, bazen tek bir karakterin izinden gitmeyi, bazen ise duygu durumlarımın kabuklarından çıkıp farklı türlerden bilgi arayışı yolunda ilerlerken bulurum kendimi. Aynı anda birkaç kitabı okuyup, okuduklarımı sentezlemeye ve daha derin anlamlar keşfetmeye çalıştığım da doğru. Bu yüzden de uzun süredir aklımda olan soruların cevaplarını son zamanlarda okuduğum birkaç kitabın içindeki bilgiler ile beraber daha iyi anlamlandırdığımı düşünüyorum. …


En sevdiğiniz müziği dinlerken kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Ya da sevdiğiniz bir sanat eseri ile aniden karşılaştığınızda… Tıpkı favori şarkınızı dinlemek veya bir şiir okumak gibi, mimari tasarım da insanların ruh hallerini etkilemek için yaratıcılığı işlevsellikle birleştirebilir.

Mimarinin ruh halimizi ve üretkenliğimizi de etkilediği bir gerçek. Bunun için de alan, havalandırma, ışık ve malzemelerin kullanımı büyük önem taşıyor aslında. Örneğin, kendinizi şu anda alçak, karanlık ve havasız bir binada hayal edin. Bir de bol ışıklı, büyük pencereleri, yüksek tavanları olan ilginç mimariye sahip bir binada… Sizce bu söylediklerimden hangisi üretkenlik ve mutluluğa daha elverişli geliyor?


Bitkilere olan bakış açınızı hiç düşündünüz mü? Gözünüzde bitkiler pasif, iletişim kuramayan, sosyal davranışlardan yoksun, duyuları olmayan, adeta cansız bir manken gibi mi görünüyor; yoksa bitkilerin de bizim gibi 5 duyusu olduğunu ve zeki varlıklar olduğunu mu düşünüyorsunuz? Eğer bitkiler gerçekten gözünüze ilk bahsettiğim gibi geliyorsa, bir kez daha düşünmenizi öneririm.

*Bu içeriği dinlemek isterseniz, “Bilgi Etkisi” podcastimin bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

İşte bu soruların cevaplandığı, bitkilere bakış açınızı değiştirecek ve hiç görmediğiniz yanlarıyla sizi tanıştıracak bir kitapla tanıştırmak istiyorum sizi: Bitki Zekası.


Yavaşlamak…Kulağa nasıl geliyor?

Eğer size bir seçenek sunulsaydı, hızlı yaşamayı mı yoksa “an”ı durdurmayı mı seçerdiniz?

*Bu içeriği dinlemek için, aşağıdaki bağlantıdan“Bilgi Etkisi” podcastimin bu bölümünü dinleyebilirsiniz.

Aslında şu anda çoğumuz her şeyi bir anda tüketmekle meşgulüz. Çevremizdekilerin farkında olmadan, etrafımızda ne var ne yok anlamadan, otomatik pilotta yaşayıp gidiyoruz… Gerçekten de “şu an”da neler oluyor? Çevrende neler var? Minik bir mola verip fark etmeye davet ediyorum sizi.

Bazı anları o kadar hızlı ve farkında olmadan yaşıyoruz ki. Hatta duyularımızın tadını çıkarmayı o kadar unuttuğumuzu bile söyleyebilirim. Görmeden bakıyor, duymadan dinliyor, hissetmeden dokunuyor, tatmadan yiyor ve fiziksel farkındalığımız olmadan…


Yazımın ilk kısmını okumak isterseniz: Dehanın Nörobilimi-#1

İkinci kısmı: Dehanın Nörobilimi- #2

Üçüncü kısım: Dehanın Nörobilimi- #3

Not: Bu yazı “ Nancy Andreasen/ Yaratıcı Beyin- Dehanın Nörobilimi” adlı kitabından aldığım notlar ile oluşturulmuştur.

Fotoğraf: Informavore Effect

Şu ana kadar yaratıcılığı, çevrenin etkisini, plastik beynimizi nörobilimsel açıdan tanımaya çalıştık. Fakat yazar kitabının son kısmında da bizi unutmayarak zihin alıştırmaları önerileri yaparak belki de kendi gözlerimizle yaratıcılığı en derinden tatmamızı istemiş. Böylece “Daha iyi beyinler yaratılabilir mi?” sorusunu da bir durup düşünmemi sağladı diyebilirim.


Yazımın ilk kısmını okumak isterseniz: Dehanın Nörobilimi-#1

İkinci kısmı: Dehanın Nörobilimi- #2

Not: Bu yazı “ Nancy Andreasen/ Yaratıcı Beyin- Dehanın Nörobilimi” ve “Siddhartha Mukherjee- Gen” adlı kitaplardan aldığım notlar ile oluşturulmuştur.

“Beyinlerimizi daha iyi nasıl geliştirebileceğimizi anlamak istiyorsak, beynin ne şekilde geliştiğini ve yaşam boyunca na­sıl büyüyüp değişmeye devam ettiğini de anlamak zorunda­yız.” diyor yazar. Bu kısım bana “İnsanı anlamak istiyorsan, insanı çalış” öğretisini de hatırlatıyor. Gerçekten de kendimizi gerçekten tanımaya çalışmak, belki de çoğu sorularımızın cevabını bulmamıza yardımcı olacaktır. Yazar bu kısmı oldukça detaylı bir şekilde anlatıyor, o yüzden mutlaka okumanızı öneriyorum ve sadede geliyorum.


Yazımın ilk kısmını okumak isterseniz: Dehanın Nörobilimi-#1

Not: Bu yazı “ Nancy Andreasen/ Yaratıcı Beyin- Dehanın Nörobilimi” ve “Siddhartha Mukherjee- Gen” adlı kitaplardan aldığım notlar ile oluşturulmuştur.

Ayrıca bu konu hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, aşağıdaki bolca referans aldığım Nörobilimci Nancy Andreasen’ın videolarını incelemenizi tavsiye ediyorum. Şimdiden iyi okumalar ve dinlemeler!

Secrets of the Creative Brain
Dr. Nancy Andreasen on the brain and creativity Part 1

Genler ve çevrenin etkileri, yirmi birinci yüzyılda hâlâ canlı bir tartışma konusudur. Bazıları bu kutuplaşmanın en aşırı uçlarında durup, ya genetik etkilerin ya da çevresel etkilerin, tek başına kişilik ve yaşamı­mızı belirlediğini söylese…


Yaratıcılık … Niçin böylesine zor ve neden bu kadar cesaret gerektiriyor? “Yaratıcılık basit bir şekilde ölü biçimleri, tükenmiş sembolleri ve yaşamın yitirmiş mitlerini fes edip atmak, geleneksel ve sığlaşmış kalıpları yıkmakla ilgili değil midir? Her yaratma edimi, ilk önce bir yıkma edimidir.” Demişti Rollo May, Yaratma Cesareti adlı kitabında.

Fotoğraf Kaynağı: J.Sayuri- Human Brain Art

Peki sizin, yaratıcılık dendiğinde aklınıza gelen ilk şey nedir? Son yapılan bir araştırmaya göre yaratıcılık dendiğinde insanların aklına ilk gelen şey: sanat. Yaratıcılık dendiğinde gerçekten de aklımıza ilk başta sanat, edebiyat ve müzik başlıca geliyor. Peki neden?

Informavore Effect

Bilgi tüketmek ve keşfetmek için. /Humans are informavores, feeding on information about themselves and the world around them! Instagram: informavoreffect

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store